İçeriğe geç

Doğruluğu ispatsız olarak kabul edilen bazı gerçeklere ne denir ?

Doğruluğu İspatsız Olarak Kabul Edilen Gerçekler: Bir Genç Yetişkinin Hikayesi

Bir Sabah Kayseri’de Uyanmak

Kayseri’nin soğuk sabahlarında, bir fincan sıcak çay ve kalbim kadar donmuş bir gündemle uyandım. Saat daha sabahın altısını gösteriyordu. Dışarıda, şehri saran o karanlık ve donmuş sessizlik vardı. Evde yalnızdım, yine kendi düşüncelerime terkedilmiş bir sabaha daha başlamıştım. Bazen hayata dair tüm soruların başına, sanki bir ağaç gibi, ansızın dikilen bir gerçeklik duvarı gelir. O duvarın üstünden atlamaya çalışırken; “Acaba her şey bir illüzyon mu?” gibi sorulara saplanmış kalırsınız. Ama sonra hayat, o duvarı aşıp giden yeni bir güne dönüşür.

O gün de öyleydi. Her şeyin doğru olduğunu düşündüğüm bir anda, bana en yakın insanın bana söylediği şeyler birden bir belirsizlik haline dönüştü. “Bazı şeyler zaten doğru kabul edilir, çünkü herkes öyledir,” dedi. O an, içinde bulunduğum ruh hali bir anda değişti. Başımda dönmeye başlayan fikirlerin tek bir soruya odaklandığını fark ettim: Doğruluğu ispatsız kabul edilen şeylere ne denir?

Günlükler ve Duygusal Çalkantılar

Bir süre sonra kayıpların ve kaybolan zamanların izleriyle baş başa kaldım. Bu ruh halini ilk kez yaşamıyordum. Yirmi beş yaşımdaydım ve Kayseri’nin o soğuk sabahlarında, geçmişin bana bıraktığı o derin yaralarla yüzleşiyordum. Hayat bir yığın doğru kabul edilen inançlar ve sosyal kabullerle çevrilidir. Ama içimde bir yerlerde, bunların hiçbiri gerçek olmayabilir diye düşündüm. Hayal kırıklığı, bir anlamda, doğru bildiklerimizin yanlış olması ihtimalini kabullenmekti. Duygularım, o an çok keskin ve belirgindi.

Birçok kişi bana, “Hayat ne kadar da kısa,” derdi. Ama “Hayat kısa” olmasaydı, belki o kadar değerli olur muydu? İşte bu noktada, bir gerçeğin nasıl sadece kabul edilip, sorgulanmadan yaşandığı bir dünyada olduğumu düşündüm. O an, doğruluğu ispatsız kabul edilen birçok şeyin üstüme çökmüş olduğunu fark ettim. Hayat ne kadar kısa? Ne kadar fazla zamana sahip olduğumuzu, ne kadar “yaşanmış” olduğumuzu kim bilebilir? Sadece bir duygu vardı o anda; belirsizlik.

Birçok doğru vardı. Ama o doğrulara dair hiç kanıt yoktu. İçimde, insanların inandığı şeylere karşı bir isyan doğmuştu. Onlara karşı sorgulamalarım, kendi varoluşumla savaşım haline gelmişti.

Hiçbir Şey Gerçekten Belli Değil

Bir gün, eski defterimi karıştırırken bir şey dikkatimi çekti. Defterin sayfaları, geçmişte yazdığım, düşüncelerime dair kayıtlardı. O sayfalarda, her biri sanki bir zamanlar doğru kabul ettiğim ama artık şüphe ettiğim duygular vardı. Bir zamanlar sevdiğim ve her şeyin güzel olduğu söylenen bir ilişkiyi anlatan yazılarımı okurken, kendimi içimden gülerek okudum. O zamanlar hayatımın doğru bildiğim her şeyinin şimdi tamamen yanlış olduğunu düşündüm.

Birçok insan “hayat ne kadar kısa” dediğinde, o zamanlar bunu kabullenmekten başka şansım yoktu. Ama o gün, her şeyin ne kadar kısa olduğu hakkında düşündüğümde, bir soru geldi aklıma: Kısa olan şeyin bir anlamı var mı?

Geceleri, Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürürken bu soruları kafamda hep yankılanan bir melodi gibi duyuyordum. Her şeyin kısa, herkesin bildiği, doğru olduğu söylenen bir dünyada var olmak… Hepimiz bir şekilde kabullendik, değil mi? Hayatın anlamını, doğruluğu sorgulamadan yaşadık. Peki, ya her şey sandığımız gibi değilse?

Gerçekler, ve Gerçek Olmayanlar

Sonsuz doğru ve yanlışlar arasında boğulurken, içimde bir umut belirdi. Bir şeyler yanlış olabilir, belki her şey sadece öylesine doğru kabul ediliyordur, diye düşündüm. İnsanlar, bazı kavramları anlamak ve hayatı idame ettirmek için kendilerine bir tür güvence ararlar. O güvence de, işte bu doğruluğu ispatsız kabul edilen gerçeklerdi.

Bunların arasında “Aşk her zaman güzeldir,” veya “Zengin olmak mutluluğu getirir” gibi inançlar yer alıyordu. Oysa bana göre, o tür doğruların her birinin arkasında birer soru işareti vardı. O an, bu doğruların çoğunun hayatta kendiliğinden var olan ve insanların hayatını şekillendiren büyük bir yanılgıdan başka bir şey olmadığını fark ettim. İnsanların sürekli tekrar ettiği bu tür cümlelerin bazen birer gerçek değil de sadece varsayım olduğuna inanmaya başladım.

Bunları düşünürken, o an duygularımın ne kadar karıştığını hissettim. Hem hayal kırıklığı vardı, hem de özgürleşme hissi. Belki de her şey, sadece insanların kendini daha kolay anlamlandırmak için icat ettiği kavramlardı. Bu, kaybolan bir hayatın minik bir parçası gibi hissediyordum. Ama bir yandan da ne kadar da güzel bir şeydi bu. Gerçekten neyin doğru olduğunu kim bilebilir ki? Belki de her şey sadece yaşanmışlıkla oluyordu.

Sonunda Kabul Etmek

O anlarda, düşündükçe düşündüm, duygularım iç içe girdi. Kayseri’nin sokakları, bana hiç olmadığı kadar uzak gelmeye başlamıştı. Her şeyin doğru kabul edilen ama aslında tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz şeylere dayandığını fark ettim. Belki de doğru kabul ettiğimiz şeyler, hayatı anlamlandırmak için verdiğimiz çabaların sadece bir yansımasıydı.

Gecenin karanlığında, hiç tanımadığım bir sokakta yürürken, içimdeki huzuru buldum. Her şeyin doğru kabul edilen bir düşünce biçimi olduğunu, bazen sadece içsel hislerle yaşamamız gerektiğini fark ettim. Bir şeyler artık değişmeye başlamıştı. O an, her şeyin doğru olmasına gerek olmadığını kabul ettim.

Hikâyenin sonunda, doğruluğu ispatsız olarak kabul edilen bazı gerçeklere dair bakışım değişmişti. Belki de gerçek, bizim onlara yüklediğimiz anlamlarla var oluyordu. Ve ben, her şeyin doğru olmasına gerek olmadığını kabul ettiğimde, içimdeki karmaşanın biraz olsun geçmeye başladığını fark ettim.

Kayseri’nin soğuk sokaklarında, yalnızca doğru bildiğimiz şeylere inanan bir dünyada yaşarken, doğru bildiğimiz şeylerin bazen sadece bir yansıma olduğunu kabul ettim. O an, belki de hayatın en büyük doğruluğu bu olabilir diye düşündüm: Gerçek, en çok da sorguladığında ortaya çıkar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet giriş