İçeriğe geç

Hala yeğen günü nasıl yazılır ?

Hala Yeğen Günü Nasıl Yazılır? Kayseri’nin Sokaklarında Bir Hatıra

Kayseri’nin sokaklarında yürürken rüzgarın soğukluğu yüzümü okşarken, aklımda hep aynı soru vardı: Hala yeğen günü nasıl yazılır? Bazen içimden bir şeyler fısıldıyor gibiyim. Kendime, ya da belki sadece ruhuma; “Hayal kırıklığı mı, yoksa umut mu?” diye sorarak yürüyordum. Ama en çok “neden?” diye soruyordum. Hep böyle anlarda; kendimi bir köşe başında buluyorum. Kayseri’nin taş döşemelerinde gıcırdayan sesler arasında, bu soru bir türlü kafamdan çıkmıyordu. Oysa hayatın içinde bazen her şeyin ne kadar basit olduğunu unutuyor insan. Ama, bu soru – “Hala yeğen günü nasıl yazılır?” – o kadar karmaşıktı ki.

İlk Kez “Yeğen Günü”

Bunu bir gün, belki de ilk kez, yeğenim Eylül’ün doğum günü için düşündüm. Küçük Eylül, her zaman neşesiyle etrafını sarar; onun gülüşü Kayseri’nin sararmış sokaklarına bile renk katar. O doğduğunda, dünyanın en mutlu insanı olduğumu hissetmiştim. Bütün o hastane odasındaki soğuk havayı, kocaman dünyamıza sığmayan mutluluğumuzu, her detayı hatırlıyorum. O günden sonra, onun her doğum gününde farklı bir şeyler yazmaya başladım.

Ama bir gün, yazmanın da bir yolunun olduğunu fark ettim. Hala yeğen günü nasıl yazılır? diye sormak, bana aslında her şeyin ötesinde bir şey öğretiyordu. Duygularımı bir kağıda dökmek o kadar kolay değildi.

Beklediğim Zihinsel Yolculuk

Eylül’ün bir sonraki doğum günü yaklaşırken, bu sefer farklı bir şeyler yapmak istedim. Kayseri’nin o içimi ısıtan evlerinden birinde, annemin çayları eşliğinde, bu yazıyı yazmaya başladım. Yine aynı soruyu sordum: “Hala yeğen günü nasıl yazılır?” Ama bu sefer bu soruyu bir adım öteye taşıdım. “Ben onu nasıl yazmalıyım ki, duygularımı hissetsin?”

Bazen, en güzel hikayeler duyguların gerçeğiyle oluşur. Kendi duygularımı ifade etmenin zorlukları beni sıkıştırırken, işin içine biraz daha fazla kişisel dokunuş katmaya başladım. Ne yazık ki, yazmak kadar önemli bir şey daha vardı: Hissettiklerimi bir şekilde dile getirebilmek.

Bu gece, Kayseri’nin ne kadar kalabalık ya da sakin olduğunu düşünmeden, hissettiklerimi bu kağıda dökmek istiyorum. Her gün geçiyor ve duygularımı bazen hepsi birden taşarken, bazen de bir anlık hissiyatlarla baş başa kalıyorum. Her şeyin çabuk geçmesinden, insanların birbirine karşı kayıtsız olmasından, bazen hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum. Ama yine de en değerli anların; hayal kırıklıklarıyla, sevinçlerle ve anlam dolu anlarla dolu olduğunu biliyorum.

Bir Günü Unutulmaz Kılan An

Bu doğum günü, normalde hiç unutulmaz bir şekilde geçmemeliydi. Ama o sabah Eylül’ün gözlerindeki ışıltıyı gördüm. O küçük gözler, dünyada ne kadar güzel bir ışık taşıdığını anlatıyordu bana. Küçük bir çocukken, biz de öyle bakardık dünyaya; masum, hayal dolu gözlerle…

Onun doğum gününde biraz da olsa kaybolduğum o an, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini fark ettiğimde, yine aynı soruyu sordum: Hala yeğen günü nasıl yazılır? O yazının içinde sadece Eylül’ün neşesi var mıydı? Kendisini bu yazı içinde hissedebilecek miydi?

Eylül, bazen hiç bilmeden o kadar çok şey öğretiyor ki. Belki de, onun gözlerindeki masumiyetle, hayal kırıklığımı birleştirip, bir yazıya dönüştürebilirdim. Ama duygular bazen kelimelere sığmaz, öyle değil mi?

Sürükleyici Bir Başlangıç

Bir sabah, Kayseri’nin o bildik sokaklarından geçerken, biraz önceki soruyu bir kenara bıraktım. O an, sadece o anın içinde olmak istedim. Hala yeğen günü nasıl yazılır? sorusunun cevabını bulmuş olmanın rahatlığıyla, sadece sevdiğim insanları düşündüm.

Eylül o sabah güneşle birlikte uyanıp, benim yanıma geldiğinde, bir çocuğun içtenliğiyle bana sarıldı. O an, hepimiz bir anda o kadar büyük bir aile olmuştuk ki; belki de sevginin ne olduğunu en basit haliyle burada hissettim. Yeğenim, sevdiğim her şeyin somut bir yansımasıydı.

Eylül’ün bu yazıyı okuduğunda belki de “Bunu yazan ben miyim?” diyecekti. Yazı bazen duygulara takılı kalıyor, bazen her şeyin ne kadar basit olduğunu hatırlatıyor insana.

O an, son bir kez “Hala yeğen günü nasıl yazılır?” diye sordum ve cevap olarak, sadece içimdeki o sessizliği buldum. Yazının gerçek gücü, duyguların en saf hâlinde insanın kalbine dokunmakta olduğunu fark ettim. Bu yazının içinde kaybolmak, hem beni hem de okuyanı bir yolculuğa çıkartacak bir şeydi.

Sonunda Anladım

Sonunda, “Hala yeğen günü nasıl yazılır?” sorusunun cevabını buldum. Aslında bu soruya cevap yokmuş. Çünkü yazı, bir duygunun anlatılma şekliydi. Sevdanın, bir çocuğun masumiyetinin, büyüyen yılların bir karışımıydı. Kayseri’nin her köşesinde bir anı bırakarak, hayatın hızla geçmesini izliyordum. Ama bazen, en güzel anılar hızla geçer ve geriye sadece bir yazı kalır.

Eylül’ün büyümesiyle, bu yazının değerinin zamanla daha da arttığını gördüm. Ne kadar basit görünse de, yazmak insanın içindeki o karmaşayı, hayal kırıklığını ve umutlarını dışa vurmanın en saf yoluydu.

Ve işte, bu yazıyla birlikte Kayseri’nin o soğuk sabahında, Eylül’ün doğum günü, bir zamanlar hiç anlamadığım bir şekilde anlam kazandı. “Hala yeğen günü nasıl yazılır?” sorusu, sadece kelimelerden ibaret değilmiş. O anı, o hissiyatı, o duyguyu yazmak, her şeyin gerçek anlamını bulmasına yol açıyordu.

Şimdi biliyorum: Hala yeğen günü, yazarken sadece bir yazı değil, bir duygu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet giriş